6 Aralık 2010 Pazartesi

Ne duyarsanız hayatınız değişir?

Ne duyarsanız hayatınız değişir? Bir yalan, kendi sessizliğiniz, vicdan azabı, içli bir şarkı? Neyi duymazsanız hayatta kalırsınız ya da? Duyduğunuz için pişman olduklarınız, söylediğiniz için pişman olduklarınızdan çok mu? Kalbiniz bazen sorunun cevabını bulamaz ya, cevap gerçekten yok mu?

Hiç konuşmayacağı bir an geldi... Artık ne söylese inandıramayacaktı kimseyi ve kimse gerçeği dinleyebilecek kadar galip gelmemişti henüz yalana... Bu yüzden susması doğru muydu? Yalanın zafer kazandığı tüm kalplerden korktu... Birini kurtaracaksa insan, neden sadece kendisiyle meşgul olanların gölgesinde yürüsün. Hiç güneşi görmeyecek birini, kendisiyle birlikte nasıl bir gölgeye mahkum etsin? İtilen neyse, susan da o değil mi yaşadığımız hayatta... Bir kağıt kalemle sayfalarca yazılabilecek bir doğruyu, başkasının "sus" emriyle nasıl hapseder insan?
Uyudu, uyandı... Düşündükleri sapasağlam aklındaydı hâlâ... Kitap okudu, okuduklarına içinden gelen cümleler ekledi. İçini döktüğü için rahatlayacaktı, olmadı... İnsanlar nasıl sır saklıyorlardı acaba? Sırlar neden hep öldürücüydü, iyi bir sır neden yoktu hayatta... Herkes kalbini bir kenara koyup yine rahat uyudu o gece, bir tek o uyanıp durdu...
Vicdanının sesini duydu...

Bir aşk nasıl biter diye düşündü... Biri bitmesi için hep bir hata mı yapardı? Bir çift göz, sonunda bir başka çiftle bu kadar kolay mı yer değiştirirdi... Bazen sırf sevdiği için inanmıyordu bunlara, inandığı için seviyordu oysa... Aynadaki fotoğrafa baktı uzun uzun... Bir fotoğrafa bile bu kadar uzun bakan biri, geçmişini nasıl kısacık bir masal gibi görebilirdi ki? Kahramanı artık yorulup oyunbozanlık etmiş, iyi günleri hep anılarda kalmış, suçu hep tek bir kişinin sırtına yüklenmiş bir masal... Yorulan o olmadığı için düşünceleri hızla uzaklaştı geçmişin kenarından...
Nedeni ya da sorumlusu kim olursa olsun, bir başka yereydi artık yolculuğu... Yanına alacaklarını hiç düşünmemişti daha önce... Hiç gelmeyeceği düşünülen bir gün için plan da yapmamıştı... En iyisi bir şey almamaktı yanına... Her söz, her hatırlanan dokunuş, adım attıkça ağırlaşırdı eğer insan uzağa yürüyorsa... Öyle yaptı ve almadı o da.... Pulu yaladı, cebindeki zarfı aradı, kalbindeki son söz o odada kanadı... Kapıyı açarken radyodaki şarkıyı yeniden duymaya başladı...
"söylediklerin yaptıklarından neden uzak, düşündüm bulamadım eyvah, bir gariplik yok mu sence aşk bir işkence, yoksa hepten kandık mı eyvah..."
Bir şarkıyla tüm o sesler sustu...
Kapadığı kapının sesini duydu...


Hayat, elinden çekip aldıklarıyla bir başkasını sevindiriyorduysa eğer, bununla mutlu olmayı da bilirdi... Sadece bir işaret bekliyordu, tek bir işaret... Herkesin uzağındaydı; sevişmekten bahsedip bir mektupla bile herkesin her yerine yapış yapış dokunanlardan, başkalarının mutsuzluğuyla beslenenlerden, yarım bir iyiliği tam bir doğruya tercih edenlerden, kendi gülümsemesinden bile emin olmayanlardan, gösterilen vicdanı korkaklık sananlardan, bütün gücünü ulaşamadıkları yerde deneyenlerden, hepsinden uzaktaydı... İnsanlar ona baktığında uzağa ittiklerini düşünüyorlardı, oysa o yakına çekilmek istemiyordu sahte yakınlıklar arasında...
Dünyanın insanlar için bir düzeni varsa, o düzeni hırsın bozduğunu düşünüyordu... Koşar gibi görünenler, hep aynı yerde duruyorlardı öylece... Bunu hiçbir zaman tam bir işaret olarak göremediğinden belki, farklı bir ışığa ihtiyacı vardı artık...
Sonra bir sabah uyandığında, zamanında birbirine savaş ilan edenlerin anlaştığını, artık aynı tarafta olduğunu gördü. Onların uzağa ittiği diğerleri de yürüyerek bu tarafa, kendi yanına yaklaşıyorlardı... Onlar kalabalıktılar, bu taraf kıymetli; onlar çoktular, bu taraf fazla; onların kaybedebilecekleri bir şey kalmamıştı, tehlikeliydiler; bu taraf korunmasız ama şefkatli...
Yaklaşanlardan biri seslendi: "ayaklarımızın altı temiz, kimsenin üzerine basmadık biz. artık azla da mutlu olabiliriz" Parıldayan gözlerde masumiyeti gördü...

İçinde bir sevinç duydu...


Sonunda iyilerin kazandığı bir hikâye? Eski bir dostun dönüş haberi? Uzun zamandır beklediğiniz ve artık zamanı gelmiş bir mektup? İnandığınız için asla pişman olmayacağınız bir cümle?

Ne duyarsanız hayatınız değişir?


Emre Kalcı

3 yorum:

nesli dedi ki...

"Ben hazırım." gibi bir cümle duysam herhalde, hayatım değişir. Çünkü ben bir türlü hazır olamayanlardanım...

Heidi dedi ki...

mütevazi. :)

Peneus dedi ki...

İnsan hayatta o kadar çok şey işitiyor ki; "işte bu" diyorsun yeniden varolmuşcasına coşkulu, heyecan dolu ve nihayetinde sebep olmadığın bir savaş gibi yalan, ihanet dolu…
"Ne duyarsam hayatım değişir". Hep bir değişim ve inandığım tüm yalanlar arasında en beğendiğim sevgi... Ve bir masal, bir düş gibi flu, dünyamdaki en net gerçeklik, dünyayı sesizce terk ederken götürebileceğim yegane değer. Şiddetli öfkelerin ve nefretin, yalanın ve riyanın, hatta bizi insanlıktan çıkaran türlü lanetin en tesirli ilacı.